Spread the love

Maçtan bir saat önce stada girdiğimde gördüğüm manzara netti: Galatasaray’ın Kocaeli’de puan bırakması, Kadıköy’e gazı vermişti. Kale arkalarında kulakları sağır eden bir uğultu vardı ve bu, Kayserispor için değil, zirve yarışındaki rakibe gönderilen bir mesajdı. Futbolculara gösterilen destek, kazanılacak bir maçtan çok, “fırsatı kaçırmayın” uyarısı gibiydi.

Yine de maç öncesi notlarım arasına şunu eklemeden edemedim: Yıllardır çözülemeyen o sorun yine karşımdaydı. İki farklı kale arkasının kendi bestelerini, kendi ritimlerini tutturması. Bu kopukluk, potansiyeli olan bir atmosferi bölüyor. Neyse ki maça çeyrek kala birleştiler de stadyum, stadyum gibi oldu. Kendi kendime “Bu gazla bu maçı vermezler, verirlerse de büyük yangın çıkar” diye not aldım.

İLK YARI

Düdükle beraber beklediğim o baskı geldi. Fenerbahçe’nin ilk 5 dakikadaki presi ve tribünün rakibi boğan ıslığı, Kayserispor’u hataya zorlamak içindi. Gördüm ki bu maç sert geçecek. İlk dakikalarda sağ bekte Nelson Semedo’nun performansı dikkat çekiciydi, adam basmadık yer bırakmadı. Fred’in de formayı özlediği her halinden belliydi, topa aç bir hali vardı. Diğer yanda ise Nene’nin yaptığı top kayıpları tribünü homurdanmaya başlattı.

Dakikalar ilerledikçe Fenerbahçe’nin kilitli oyunu açamadığını, topu bir türlü tehlikeli bölgedeki adamlarıyla buluşturamadığını not ettim. Kayserispor’un da niyeti belliydi: her duran topu ağır kullan, oyunu soğut. 21. dakikada Semedo’nun kritik müdahalesi olmasa, Kayseri net bir pozisyon bulacaktı. 30. dakikada Kerem’e yapılan sert faul sonrası çıkan sarı kart, maçın tansiyonunun habercisiydi.

Kilidi açan şey, 38. dakikadaki duran top organizasyonuydu. Asensio’nun golü, sıkışan oyunu ve sabrı tükenmeye başlayan tribünü rahatlattı. Golden sonraki rahatlamayı sahada net bir şekilde gördüm. Nitekim 40. dakikada Semedo’nun taşıdığı topta Nene’nin golü, bu rahatlamanın direkt sonucuydu. İlk yarının sonunda notum şuydu: Fenerbahçe, Galatasaray maçı öncesi ihtiyacı olan sinerjiyi yakalamış görünüyordu ama bu, bireysel bir kalite anı ve sonrasındaki momentumla gelmişti.

İKİNCİ YARI

İkinci yarıya başlarken oyunun yönünün daha çok sola, Kerem’in bölgesine kaydığını fark ettim. Bu taktiksel değişim meyvesini hemen verdi. Kerem topla daha çok buluştu ve 50. dakikada Nene’ye yaptığı asistle bunu kanıtladı. Skor 3-0 olunca tribünler şova başladı.

Ancak benim not defterime yazdığım şey şuydu: Rehavet. Bu golden sadece birkaç dakika sonra, hücumda kaptırılan basit bir topun faturası ağır oldu, Onugha golü attı. Bu, Fenerbahçe’nin bu sezonki kronik sorunlarından biri. 55. dakikada Kayseri’nin yine bir kontratak yakalaması ama sonuçlandıramaması, bu sorunun altını çizdi.

63’te Kerem’in attığı gol, onun bireysel yeteneğinin ürünüydü. Fred’in güzel pasını daha güzel bir vuruşla bitirdi ve klasik Harry Potter sevincini yaptı. Ama 74. dakikada yine hızlı çıkan Kayseri’nin Onugha ile bulduğu ikinci gol, skoru 4-2’ye getirse de benim için maçın özetiydi: Fenerbahçe hücumda etkili ama savunma arkasına atılan her top potansiyel tehlike.

Oyuncu değişikliklerine gelince… Nene ve Talisca alkışlarla çıktı. Ancak oyuna giren En-Nesyri için aynı şeyi söyleyemem. Girdiği andan itibaren Fenerbahçe ataklarını resmen yavaşlattı, hatta öldürdü. 86. dakikada kaçırdığı pozisyon sonrası tribünden tepki görmesi de bunun kanıtı.

Maçın sonlarında dikkatim tribündeydi. Önce Saadettin Saran, sonra Domenico Tedesco tezahüratları yapıldı. Tedesco’nun tribüne karşılık vermesiyle coşku arttı. Ancak benim son notum 90. dakikaya aitti: Fenerbahçe hücuma çıkarken yine hata yaptı, Kayseri’nin kafa vuruşu direkte patladı. Bu pozisyon, 4-2’lik skora rağmen oyunun pamuk ipliğine bağlı olabileceğinin son uyarısıydı.

Sonuç olarak Fenerbahçe kazanması gereken bir maçı, taraftarının da itmesiyle kazandı. Ancak skor kimseyi yanıltmasın. Verilen iki basit gol ve maç sonu direkte patlayan top, Tedesco’nun çözmesi gereken ciddi sorunlar olduğunu yüzüne vurmuş olmalı.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

+ There are no comments

Add yours